Joseph Binder olan etkisi Avrupa veAmerika Birleşik Devletleri nüfuz bir Avusturya doğumlu tasarımcı oldu. O 1939 yılındaNew York Dünya Fuarı için tasarlanmıştır . OAmerika Birleşik Devletleri'ne göçdahil olmak üzere , onun posterleri Kübizm ve De Stijl türetilen indirgeyici kompozisyon ilkeleri uygulanır . 1934 yılında veMilli Savunma ,Birleşmiş Milletler veAmerikan Kızıl Haç gibi kuruluşlar için , Modern SanatMüzesi tarafından düzenlenen pek çok afiş yarışmaları kazandı . Ayrıca Fortune ve Graphis dergisi için kapak tasarladı. 1948 yılında BinderABD Donanması Bakanlığı için sanat yönetmeni oldu ve1960 yılında resim onun birincil tutkusu döndü .
Joseph Binder geç 19. yüzyıl Viyana'da doğdu . O litografi sanatçisi olarak eğitilmiş ve 1922 yılında Sanat ve El SanatlarıViyana Okulu girdi . Bir öğrenci olarak, eseri oABD'de yaptığı yıllarda çalışmak oldu kimin içinAmerikan Kızıl Haç , onun afiş tasarımları dahil olmak üzere birçok ödül kazandı . 1924 yılında kendi stüdyosunu , Viyana Grafik kurulmuş , ve bir reklam sanatçı ve afiş tasarımcısı olarak ün kazanmıştır.
1927 yılında uluslararası bir tasarım yarışmasında ,Joseph Binder Ödülü ile onu hatırlamaya devamulusal Avusturyalı tasarımcılar dernek , Tasarım Avusturya, kurucu babalarından biri olarak davranıyordu .
1933 ve 1935 yılları arasındaChicago Sanat Enstitüsü ve SanatMinneapolis Okulu'nda konuk öğretim üyesi olarakABD'yi ziyaret etti . Onun uluslararası durum o New York ve Tokyo'da afiş sergilerde temsil edilmeye başlandı gibi büyüdü , ve onun tasarımlarıArt Directors Club New York ve Modern SanatMüzesi tarafından düzenlenen yarışmalarda birincilik ödülü verildi . 1936 yılında Joseph Binder iyi için New York'a yerleşti ve 1944 yılında bir Amerikan vatandaşı oldu .
Onun tasarımı o renk kontrastları ve renklerinpsikolojik etkisi , geometrik formlarınazaltılması üzerinde duruldu . Müşterileri arasında Amerikan Demiryolları , American Airlines , A & P Buzlu Kahve , Fortune ve Graphis dahil. 1948 yılındaABD Deniz Kuvvetleri onu kendi sanat yönetmeni ve tasarımcı yaptı.
1960 yılında Binder uzakta ticari grafik işten döndü vesoyut bir tarzda sanat grafik çalışmaları yaptığı keşifler yeniledi. Onun nesnel olmayan sanat gibi New York Modern SanatMüzesi ve Viyana Uygulamalı SanatlarMüzesi ( MAK ) gibi uluslararası sergilere gösterilmiştir .
Anadolu ve mezopotamya medeniyetleri ve pers sanatı
7 Mayıs 2014 Çarşamba
19 Mart 2014 Çarşamba
Bauhaus ve Lazslo Mogoly Nagy
Bauhaus
Bauhaus; 20. yüzyılda mimari, tasarım, sanat alanlarında yeni akımlar yaratmış bir okuldur. Kurulduğu zaman dünyanın en seçkin ve çağdaş mimarlarını, sanatçılarını, biraraya getirerek, yalnızca bir eğitim kurumu yaratmamış, aynı zamanda bir üretim merkezi ve tüm bunların konuşulup tartışıldığı bir yer haline gelmiştir.
İki şehirde eğitime devam edilir: Berlin ve Münih
Bauhaus mimaride olduğu kadar endüstriyel tasarım ve şehir planlama gibi konularda yenilikler getirmiş, yeni bir mimari akım yaratarak, sanatın tüm dallarını etkilemiştir.
Bauhaus'un kuruluşundaki ilk hedef kombine bir mimarlık okulu, zanaat okulu ve güzel sanatlar akademisi yaratmaktı. Savaş sonrası Gropius'a göre yeni bir mimari stil başlamalıydı. Daha fonksiyonel, ucuz ve kalıcı ürünlerin üretildiği bir stil. Böylece Gropius sanat ve zanaatı birleştirerek, fonksiyonel ve sanatsal ürünler yaratmak istiyordu.
Bauhaus'a göre mimarlık, ressamlık, heykeltraşlık ve zanaatkarlık içiçe olmalıydı. Walter Gropius; sanatçıyı, zanaatkarın yücesi olarak görürdü.
Bauhaus'un en temelinde sanatsal ve uygulamalı öğretim yatıyordu. Her öğrenci kendi seçtiği çalışma atölyesine katılıp bitirdikten sonra, mecburi hazırlık kursunu tamamlamak zorundaydı. Böylelikle temel zanaat bilgisi, tasarım parametreleri ve uygulama bir araya getirilmişti.
Makina Bauhausçular tarafından pozitif bir eleman olarak değerlendiriliyordu. Bu sebeple endüstri ürünleri tasarımına da önem veriyorlardı.
Temel tasarım dersi fikri ilk burada oluşmuş ve günümüzde dünyadaki çoğu mimarlık okullarınca benimsenmiştir.
Bauhausta nesnel yaklaşım benimsenmişti. Okula gelen öğrencilerin öğretmenlerini, birini ya da bir stili taklit etmeleri yerine kendi yollarını bulmaya teşvik ediyorlardı.
Bauhaus bildirisine göre tüm sanatların birleştiği en yüksek nokta binalardı. Bauhausun Weimar'daki ilk yıllarında dersler Walter Gropius'un ortağı Adolf Meyer tarafından kısa dersler olarak veriliyordu. Bauhaus'un çalışma atölyeleri ise Gropius'un kendi mimarlık ofisinde gerçekleşmekteydi. Burada yeni bir mimarlık stili yaratılmakla kalınmamış yeni yaşama biçimleride geliştirilmişti. 1927'de Walter Gropius, Hannes Meyer'a mimarlık bölümünün başına geçmesini teklif etti. Hennes Meyer içinde tasarım, yapı, planlama, şehir tasarımı ve teknik ressamlığın bulunduğu bir eğitim sistemi oluşturdu.
Lazslo Mogoly Nagy
1923-1928 yıllarında Bauhaus'ta çalışmış olan Laszlo Moholy - Nagy, Bauhaus'un temel yaratıcı ilkeleri doğrultusunda bir "tümel tiyatro" kurmaya çalışmış; bunun için de konstrüktivizmi temel sanatsal yaratıcı anlayış olarak almıştır. "Konstrüktivizm, görmenin sosyalizmi"dir diyen Lazslo Moholy-Nagy, dadacılık ile konstrüktivizmin bir bireşimini yapmaya, kökten bir konstrüktivizm uygulamaya yönelmiş; çağın teknolojik devrimlerine karşılık verecek, yaratım ilkelerini bulgulama çabası doğrultusunda, renk ve biçimin devingenliğini, ışık-oyun-makine'nin bireşimini kurmaya çalışmış, sahnenin bireşimsel üçboyutlu görsel devingenliğini tiyatro deneyiminin temel ilkesi olarak ortaya koymuştur.
18 Aralık 2013 Çarşamba
Abbasi Dönemi Sanatı
750 yılında halifelik Abbasilere geçmesi ile birlikte devletin merkezi Şam'dan Bağdat'a taşınmış İslam sanatı da doğuya doğru bir yayılma göstermiştir. Emeviler döneminde olduğu gibi Abbasiler döneminde de bir yandan fetihler sürmüş bir yandan da kültür ve sanat etkinliklerine ağırlık verilmiştir.
Yapılarda malzeme olarak taş yerine kerpiç ve tuğlayı tercih eden Abbasiler, süslemede de Emevilerin kullandıkları mozaik ve freskonun yerine tuğla ve alçı denilen stuko kullanmışlardır. Stuko duvar kaplamaları ile duvar ve tavan süslemelerinde kullanılır.
a) Dini Mimari
Daha önce değindiğimiz gibi dini mimaride ilk aklımıza gelen camilerdir. Bu dönemde ilk türbe niteliğini taşıyan cami de bulunur.
Samarra Ulu Camisi (848-852): Halife Mütevekkil tarafından yaptırılan yapı, İslam dünyasının en büyük camisidir. Yapıda malzeme olarak tuğla ve kerpiç kullanılmıştır. Günümüze yalnızca yuvarlak kulelerle çevrili dış duvarları ve minaresi kalmıştır. Camide bitki motifli mozaikler, süsleme malzemesi olarak da stuko (alçı) kullanılmıştır.
Tolunoğlu Ahmet Camisi (879): Mısır'da kurulan Tolunoğulları kurucusu Ahmet tarafından yaptırılmıştır. Yapımında tuğla kullanılmıştır.
Kubbetü's Süleybiye Türbesi (862): Samarra'da bulunan bu yapı İslam sanatının ilk türbesi olarak kabul edilir. İç içe iki sekizgen duvarlardan oluşun bu yapının ortasında kubbe ile örtülü merkezi bir bölüm vardır. İki sekizgen arasında koridor bulunmaktadır. Ayrıca dış sekizgende bulunan kapılar günümüzde şuan pencereye dönüştürülmüştür.
b) Sivil Mimari
Abbasiler kurdukları kentlerin planlamasında yeni bir anlayış getirmişlerdir. Kentlerini yuvarlak olarak planlamış, kent merkezinde önemli yapılarını konumlandırmışlardır. Bağdat, Samarra, Rakka bu tip kentlerdir. Ayrıca Abbasiler dönemine ait sivil yapılardan saray ve evler bu kentlerde yapılan kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Abbasi sarayları, Emevi saraylarına benzer. Ancak Emevi saraylarındaki taş ve mozaik süslemeler yerini alçı (stuko) süslemelere bırakmıştır.
Ukheydir Sarayı (778): Kerbela'ya yakın bir yerde bulunan saray, halife El-Mansur tarafından yaptırılmıştır. Giriş bölümü, tören avlusu ve kabul salonundan oluşur. Dıştan oldukça korunaklıdır. Ayrıca iç süslemelerinde stuko süslemeleri dikkat çekicidir.
Balkuvara Sarayı (854): Halife Mütevekkil tarafından Dicle nehrinin kıyı kısımlarında yaptırılmıştır. Sarayın çevresi bir duvarla çevrilmiştir. Sarayın iç kısımları, ahşap, mermer, stuko ile süslenmiştir. Fresko türü resimler bulunup üzerinde insan ve kuş figürleri yer alır.
Yapılarda malzeme olarak taş yerine kerpiç ve tuğlayı tercih eden Abbasiler, süslemede de Emevilerin kullandıkları mozaik ve freskonun yerine tuğla ve alçı denilen stuko kullanmışlardır. Stuko duvar kaplamaları ile duvar ve tavan süslemelerinde kullanılır.
a) Dini Mimari
Daha önce değindiğimiz gibi dini mimaride ilk aklımıza gelen camilerdir. Bu dönemde ilk türbe niteliğini taşıyan cami de bulunur.
Samarra Ulu Camisi (848-852): Halife Mütevekkil tarafından yaptırılan yapı, İslam dünyasının en büyük camisidir. Yapıda malzeme olarak tuğla ve kerpiç kullanılmıştır. Günümüze yalnızca yuvarlak kulelerle çevrili dış duvarları ve minaresi kalmıştır. Camide bitki motifli mozaikler, süsleme malzemesi olarak da stuko (alçı) kullanılmıştır.
Tolunoğlu Ahmet Camisi (879): Mısır'da kurulan Tolunoğulları kurucusu Ahmet tarafından yaptırılmıştır. Yapımında tuğla kullanılmıştır.
Kubbetü's Süleybiye Türbesi (862): Samarra'da bulunan bu yapı İslam sanatının ilk türbesi olarak kabul edilir. İç içe iki sekizgen duvarlardan oluşun bu yapının ortasında kubbe ile örtülü merkezi bir bölüm vardır. İki sekizgen arasında koridor bulunmaktadır. Ayrıca dış sekizgende bulunan kapılar günümüzde şuan pencereye dönüştürülmüştür.
b) Sivil Mimari
Abbasiler kurdukları kentlerin planlamasında yeni bir anlayış getirmişlerdir. Kentlerini yuvarlak olarak planlamış, kent merkezinde önemli yapılarını konumlandırmışlardır. Bağdat, Samarra, Rakka bu tip kentlerdir. Ayrıca Abbasiler dönemine ait sivil yapılardan saray ve evler bu kentlerde yapılan kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Abbasi sarayları, Emevi saraylarına benzer. Ancak Emevi saraylarındaki taş ve mozaik süslemeler yerini alçı (stuko) süslemelere bırakmıştır.
Ukheydir Sarayı (778): Kerbela'ya yakın bir yerde bulunan saray, halife El-Mansur tarafından yaptırılmıştır. Giriş bölümü, tören avlusu ve kabul salonundan oluşur. Dıştan oldukça korunaklıdır. Ayrıca iç süslemelerinde stuko süslemeleri dikkat çekicidir.
Balkuvara Sarayı (854): Halife Mütevekkil tarafından Dicle nehrinin kıyı kısımlarında yaptırılmıştır. Sarayın çevresi bir duvarla çevrilmiştir. Sarayın iç kısımları, ahşap, mermer, stuko ile süslenmiştir. Fresko türü resimler bulunup üzerinde insan ve kuş figürleri yer alır.
5 Aralık 2013 Perşembe
İ.Ö. 547 yılında Lidya Devleti'nin ortadan kalkması ile birlikte Anadolu iki yüzyıl süreyle Pers egemenliğine altında yaşamını sürdürür. Persler kurdukları Satraplık sistemi ile kentleri denetimleri altında tutmuşlardır. İmparatorluk düzeyinde Satraplık sayısı 23'ü buluyordu. Satraplıklar-Eyaletler kendi içinde küçük satraplıklara-vilayetlere bölünmüştü. Bu vilayetlerin sayıları 127'ye çıkıyordu.
Bu bölünmeye göre Anadolu'da şu yeni satraplıklar kuruldu:
Yauna (İon) Satraplığı: Anadolu'nun batı kıyı bölgesinin tümünü, Aiolia'dan Karia, Likya ve Pamfilya'ya kadar uzanan kıyı kesimi kapsamaktaydı; hazineye yılda 400 talent gümüş vergi vermekle yükümlüydü. Sonraları Karia ile Kilikia arasındaki kıyılar bu satraplıktan ayrıldı.
Sparda (Sardes) Satraplığı: Mysia, Lydia, Lasonia, Kabalia ve Hygennia'yı içine alıyordu; vermekle yükümlü olduğu yıllık vergi 500 talent gümüştü.
Daskyleion Satraplığı: Frigler, Anadolu Thrakları, Paflogonlar, Mariandyler ve Kappadoklar yani Anadolu'nun tüm kuzey kıyısı, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi'nin güney kıyılarındaki yunan kentleri, iç kesimdeki Frigya ve Kappadokia da bu satraplığa bağlıydılar; yükümlü olduğu yıllık vergi 360 talent gümüştü. Daha sonraları bu çok büyük satraplık Hellespontus Frigya'sı, Büyük Frigya ve Kapatuka (Kappadokia) satraplıkları olmak üzere üçe ayrıldı.
Kilikia Satraplığı: Anadolu'nun Toroslar'dan Akdeniz'e kadar uzanan kesimini kapsıyordu; vermekle yükümlü olduğu yıllık vergi, günde bir adetten 360 beyaz at ve 500 talent gümüştü. Bunun 140 talenti Kilikia'daki Pers Süvari Garnizonu'na kalıyordu. Önceleri Syennesis adlı yerli Kilikialı krallar tarafından yönetildi; sonraları doğrudan doğruya merkeze bağlı bir eyalet durumunu getiririldi.
Doğu Karadeniz Satraplığı: Önceleri Muşki ve Tabal denen Moskhi ve Tibarenler ile Makronlar, Mossynikler ve Mareliler'in yaşadığı, bugünkü Ordu ile Trabzon illeri arasındaki bölgeyi içine almaktaydı; yükümlü olduğu vergi 300 talent gümüştü.
Paktyike ve Armenia Satraplığı: Bu günkü doğu Anadolu'nun kuzey kesiminden Karadeniz'e doğru uzanıyordu; vermekle yükümlü olduğu yıllık vergi 400 talent gümüştü.
Bu satraplıklar sayesinde düzenli vergi toplamakla birlikte kalıcı garnizonlar ile denetimi sağlamaya çalışmışlardır. Bunlardan en önemlilerinden biri Dasklyleion Satraplığıdır. 1952 yılında Alman Arkeolog Kurt Bittel, Ergili Köyündeki Hisartepe'yi Pers Satraplık Merkezi olarak keşfetmiştir. Daskyleion' da ilk kazılar, Ekrem Akurgal tarafından yapılmıştır. 1988'de Tomris Bakır kazıları yeniden başlatmıştır. M.Ö. 547-480 yılları arasında yer alan Erken Akhamenid Evre boyunca Pharnakes, Mitrobates, Megabazos ve Megabates diye bilinen Satraplar Daskyleion'da valilik yapmışlardır. Bu döneme ait arkeolojik buluntular arasında, saraylara ait mimari bloklar ve görkemli bir Teras Duvarı ve tipik Pers saray mimarisi yer alır. İ.Ö.480-370 yılları arasında yer alan Orta Akhamenid Evre Daskyleion' un Altın Çağını oluşturur ve bu dönemin buluntuları olan bazı mimari parçalar soylu yöneticelere ait bir Andron ile saraya ait bir bölümü oluşturmaktadır. Bu sarayda I. Artabazos, I. Pharnabazos, I..Pharnakes ve II. Pharnabazos gibi Satraplar yaşamışlardır. Bu saray İ.Ö. 395 yılında Sparta'lı komutan Agesilaos tarafından yakılıp, yıkılmıştır. Anadolu-Pers stilinde ve üzerlerinde krali yazı olan aramca yazıtlar taşıyan mezar stelleri, fildişi eserler, dokuma tezgah ağırlıkları, ve 500 ü aşkın sayıda ele geçmiş ve İran' daki Büyük Şah’ın batıdaki Satrap’ları ile yaptığı yazışmaların kanıtları olan Bulla'lar (mühür baskıları) sayılmalıdır. Bazı kalıntılar, Zerdüşt Dinine ait yapıların da Daskyleion'da yer aldıklarına işaret ederler. İ.Ö. 334'de ki Granikos(Biga) Savaşının ardından hem Daskyleion'da hem de Anadolu'da ki Pers hakimiyeti son bulmuştur.
Anadolu Pers Sanatı tanımlaması T.Bakır'ın özellikle Propontis Bölgesi başta olmak üzere çeşitli bölgelerde ele geçen, süreklilikleri ve kompozisyon özellikleriyle farklılıklar taşıyan Pers Dönemi mezar stelleri göz önüne alınarak kullanılmış bir ifadedir. Perslerin gelişi ile birlikte, Anadolu’nun önemli bir bölümünde atölyelerin çalışmaları kesilmiş, özellikle Batı Anadolu yaklaşık iki yüzyıl sürecek bir karanlığa gömülmüştür. Bunda Perslerin sürekli olarak Atina ile giriştikleri mücadelenin önemli bir rolü bulunmaktadır. Perslerin iki yüzyıl süren hakimiyetleri boyunca, Anadolu’nun kültür tarihi üzerinde ne denli hakim oldukları tartışmalıdır. Aslında yapılan arkeolojik araştırmalar satraplık merkezlerinde belirli oranda Pers örgesine iz verirken, diğer bölgelerde bu durum belirsizdir.
Mimari:
Sardes'ten Piramidal Mezar ve Phokaia'dan Taş Kule Mezar Anıtı İ.Ö. 6 yüzyıl sonu 5. yüzyıl başlarına inen tarihleriyle Anadolu'daki en erken Pers mimarisi örnekleridir. Daskyleion'da ele geçen farklı dönemlerin kabartmalı orthostad blokları, sütün başlıkları ya da kaideleri, mermerden yapılmış ve pers tarzı profil ve süsleme detayları taşıyan bir pencere lentosu, Milet tarzı bir volütlü köşe akroteri, lotus-palmet frizi ile süslü kyma parçaları, Anadolu ve özellikle Lydia örneklerine benzer mimari terrakottalar, süslü ya da düz architrav blokları gibi geç arkaik dönemden itibaren Daskyleion' da yapılmış olan yapılara ait buluntular mimari örneklerdir. Bu mimari parçalar bir yandan Pers döneminin yapıları hakkında bilgi verirlerken, öte yandan Perslerin mimar ve taş ustası olarak İonia’ lı ustaları çalıştırdıklarını, bu Anadolu ustalarının burada hem İon mimari tarzını uyguladıklarını, hem de Pers geleneğinde süslemeler yaptıklarını da gösterirler ve aynı zamanda Daskyleion mimarisi ile yeni bir "Anadolu - Pers " Stilinin doğduğunu da kanıtlarlar.
Mezar Stelleri:
Pers dönemi Anadolu mezar stelleri, 3 m.’ye varan yükseklikleri, aşağıdan yukarıya doğru daralan gövde yapısı ve üst kısmında yer alan anthemionu ile form açısından en yakın örneklerini Samos ve Sardes’ten bulmasından dolayı, Batı Anadolu kökenlidir. Form açısından, Erken Arkaik dönemden itibaren, Troas Bölgesi’nde, Samos’ta, İonya’da, Attika’da ve Thessalia’da rastlanmaktadır. Diğer yandan, Sardes ve Samos örnekleri üzerinde kabartma bezeme bulunmazken, Attika ve Thessalia örneklerinde tüm gövdeyi kaplayan bir yada iki figürden oluşan tek bir sahne betimlenmekte, Perinthos stellerinde ise bir veya iki küçük insan figürü, gövdenin üst kısmında betimlenmiştir. Daskyleion kazılarında ele geçmiş olan “Manes Steli” diye adlandırılan stelde kabartma tasvirlerin altında yer alan üç satırlık yazının alışılagelmiş şekilde Aramca değil de, Frig dilinde olması düşündürücüdür. Steller üzerinde yer alan tasvirlerde Pers soylularının yaşamlarından sahneler olan ziyafet sahnesi, av sahnesi ile ölünün bir araba ile mezara getirilmesi, ya da ölü kültünün gereği olan törenlere ait konular seçilmiştir. Bu sahnelerde yer alan figürler arasında ölen soylu kişi ve onun yakınları, oranları ile diğer figürlerden (genellikle hizmetkarlar) büyüklükleri nedeniyle ayrılarak yüceltilmişlerdir. Kabartmaların stilleri de kendine özgüdür. Figürlerin yüzeyleri düz bırakılmıştır ve detaylar (yüz, saç, giysi) zamanında boya ile belirtilmiştir. Bu tasvirler Yunan Sanatı ile hiçbir benzerlik göstermezler ve doğrudan Önasya ve Anadolu kültürlerinin ikonografisini yansıtırlar.
Söz konusu steller konularına göre altı ayrı grupta toplanmaktadır.
I . Ekphora Sahnesi,
II. Ziyafet Sahnesi,
III. Av Sahnesi,
IV. Savaş Sahnesi,
V. Huzura Kabul Sahnesi,
VI. Dinsel Tören
I. EKPHORA SAHNESİ
İ.Ö. 500 civarından başlayarak, Akhamenid sonrası döneme kadar devam eden bu prosesyon sahnelerinde, benzer tipte yük taşıyan arabaların yer alması ve bunların önemle vurgulanması, çeşitli yorumları da beraberinde getirmektedir. Sahnelerin ortak özelliği, üst kısmı kubbe şeklinde betimlenen, bir yükün taşındığı at arabasıdır. Bu yükte düz gövdeden kubbeye geçişte, arkada ve önde birer çıkıntı yer almaktadır. Arabalar çoğunlukla iki at tarafından çekilirken, tekil bir örnekte dört at tarafından çekildiği de görülür. Arabalar tek dingilli olup, yüksek birer tekerleğe sahiptirler. Prosesyonlar da bu arabalara bazı figürler eşlik etmektedir.
Propntis Bölgesi’nde yaygın olan söz konusu sahnelere, Likya’da Karaburun II Tümülüsü mezar odasında(Res.1) ve Sidon’dan Ağlayan Kadınlar Lahti’nde(Res.2) de birer örneği yer almaktadır. Karaburun II ve Ağlayan Kadınlar Lahti prosesyon sahnelerindeki konunun geniş işlenmişliği, Propontis Bölgesi’nde ele geçen mezar stellerinde yer darlığından dolayı ihmal edilen figürlerin anlaşılması açısından ve steller üzerinde prosesyona katılan kişilerin betimlemelerle sınırlı kalmadığını göstermesi bakımından önemlidir
İstanbul 5764 Steli’nin üst frizinde betimlenen atlı figürlerin (Res.3 ) tek başına açıklanması zordur. Dini bir tören sessizliğinde hareket eden bu atlı figürler, ancak alttaki friz ile birleştirildiğinde anlam kazanmaktadır. Karaburun II, Ağlayan Kadınlar Lahti ve İstanbul 5762 Steli (Res.4) göz önüne alındığında, birinci frizdeki atlı figürlerin arabaya eşlik ettikleri ve bir prosesyon sahnesinin betimlendiği anlaşılmaktadır. Yük arabalarının betimlendiği prosesyon sahneleri, yük arabalarının ele geçmediği prosesyonlara da ışık tutmaktadır. Bu prosesyon sahnelerinin en uzunlarından olan Xanthos G Heroonu güney frizindeki kortejde (Res.5 ) yük arabası yer almaz. Ancak Karaburun II ve İstanbul 5764 Steli’nde arabanın kortejin sonunda yer alıyor olması, yük arabasının G Heroon’u güney frizinin ele geçmemiş son bölümünde yer alıyor olması ihtimalini güçlendirmektedir. Bu tarzda ekphora sahnelerine, Sidon örneğini saymazsak, Anadolu dışında rastlanmamaktadır. Buda, bu konuda dikkatleri Anadolu üzerinde toplar.
MÖ.8.yy’dan başlayarak Frig tümülüslerinde at, öküz gibi yük hayvanlarının yanı sıra, bunlarla ilgili malzemelerin ele geçmesi, Frig cenaze seramonilerinde, araba ve onu çeken hayvanların da cenaze ile birlikte gömülmekte olduklarını göstermektedir. Bu Frig geleneği, Lidya ve Frigya bölgelerinde açılan, Akhamenid dönemi tümülüslerinde de devam etmiştir. Bu geleneğin Akhamenid döneminde de devam ettiği ve Anadolu’da yaşayan Persliler tarafından da benimsenmiş olduğu, elde ki bulgular dolayısıyla söylenebilir.
II. ZİYAFET SAHNESİ
Ziyafet sahnelerinde en önemli figür, kline üzerinde uzanmış olan erkek figürüdür. Bu erkek, bazı sahnelerde klineyi bir kadınla paylaşmaktadır. Bazılarında ise kadın klinede değil, klinenin yanında duran bir tabure oturur. Kadının bu şekilde vurgulanmadığı bazı sahnelerde ise, kadın hizmetçi olarak bu sahneye katılır.
Anadolu Pers dönemi mezar ikonografisinde ziyafet sahnesinin ne anlama geldiği, en çok tartışılan konulardandır. Bu ikonografiyi açıklayan üç ana görüş ağırlık kazanmıştır.
- Ziyafet sahnesinin ölen kişinin yaşamından bir kesit olduğu,
- Bir veda yemeği olduğu,
- Ölünün öbür dünyada katılmış olduğu bir ziyafet.
Macridy, Akurgal ve Kleeman, bunun ölünün yaşamından bir kesit olduğu görüşünde birleşir. Dentzer ise, Pers saray yaşamı ile ilişkilendirir ve kişinin statüsünün vurgulandığını söyler. Hanfman ve Mellink ziyafet sahnesini, Pers Kralı’nın önem verdiği ve satraplarının uymak zorunda olduğu, yüksek yaşam standartının bir yansıması olarak görürler.
Borchhardt ise bütün görüşlerin dışına çıkarak, farklı bir yorum getirir. Myken, Argos, Girit ve Kıbrıs erken kültlerinde ölen kişinin mezarında insan kurban edildiğini, ziyafete katılanlarında aslında mezara gömülmesi gerektiğini, fakat eski geleneklerin modern düşünce ile insancıl uygulamalar kazandığı, bundan dolayı bunların yalnızca betimlemelerinin mezarlar üzerinde yer aldığı inancındadır. Dolunay ise, Dupont-Sommer’ın steller için adak steli yorumuna katılmakla birlikte, İstanbul 5763 Steli’ndeki sahneyi cenaze ziyafeti olarak yorumlarken(Res.6), İzmir Müzesi’nden Ödemiş Steli(Res.7) üzerindeki ziyafet sahnesini, ölü yemeğinden ziyade, eğlence, bir işin bitmesinin verdiği rahatlık ve neşe olarak yorumlar ve dolayısıyla bu stelin nakil ve kervanla ilgili bir adak steli olduğunu vurgular.
Birçok Likya kabartmasındaki ziyafet sahnesinde, kadınlar yer alırken, Trysa(Res.8) ve Nereidlerde(Res.9) kadın yoktur. Jacobs, bu ölen kişinin yalnız sosyal statüsünün değil, aynı zamanda politik statüsünün de gereği olduğunu ortaya koymaktadır. Yani bunlar bizzat yöneticinin verdiği, resmi içerikli ziyafettirler, bu nedenle kadınlar buna katılamaz. Karaburun II Tümülüsü’de bu bağlamda Nereidler örneğindeki ziyafet sahnesinin bir özeti görünümündedir.
Persler’de, kadınlarında katıldığı ziyafetlerin olduğunu, Herodotos’un ve diğer antik yazarların aktarımlarından öğrenebiliyoruz. Özellikle Herodotos’un aktarımı, Persler de kadınların ziyafet toplantılarına katılımlarının bir gelenek olduğu yolundadır.
Şüphesiz, ziyafet toplantıları herkes tarafından yapılamıyor, belli bir zenginlik ve sosyal statü gerektiriyordu. Dolayısıyla yönetici olmayan Pers veya Pers yanlısı soyluların da, mezar ikonografisinde ziyafet sahnelerine yer vermelerinin nedeni, bu zenginliği ve statüyü mezara aktarma anlayışı olmalıdır.
III. AV SAHNESİ
Av sahnesi Anadolu Pers mezar ikonografisinde, çok sevilen bir konu olarak karşımıza çıkar. Söz konusu sahneler beş farklı hayvanın avı konu edilmiştir. Bunlar, erkek yaban domuzu, geyik, ayı, kuş ve panterdir.
Steller üzerinde yer darlığından dolayı, genellikle av sahneleri sadece bir atlı tarafından temsil edilir. Diğer yandan, uzun frizlere sahip Nereidler gibi anıtlarda oldukça uzun tasvir edilmişlerdir (Res.10 ). Av genellikle uzun mızraklarla gerçekleştirilir ve bir köpek her zaman avcıya yardım eder.
Her ne kadar betimlenen konu av ile avcının karşılaşması üzerine yoğunlaşsa da, bunun dışında ava gidiş ve avdan dönüş sahneleri de betimlenmektedir. Örneğin, Bergama 4394 Steli’nde alt friz ava gidişi, üst friz avlanmayı betimler. Dereköy Steli’nde de benzer anlatım vardır.
Eserler üzerinde yalnız Manisa 3389 Steli’nde bir kuş avı canlandırılır (Res.11). Pers giysili avcı, burada ok ve yay kullanmakta ve dal üzerine konmuş olan kuşu kendine hedef almaktadır. Oklu av sahnesi, İskender Lahti’nde de yer almaktadır.
Kızılbel ve İsinda av sahneleri de İ.Ö.6.yy.’da Anadolu’da bu konunun betimlendiğini gösterir. Av sahnesinin betimlemesi Asur saraylarında İ.Ö.9.yy.’dan beri kullanılmaktadır. İ.Ö.8.yy.’da Khorsabad ve İ.Ö.7.yy.’da Til-Barsib, diğer erken örnekler olarak verilebilir. Akhamenid av sahnelerinde, arka ayakları üzerine kalkmış av ile mücadele eden avcı betimlemelerinin erken örneklerine Asur’da rastlanılmaktadır(Res.12).
Jacobs’un da belirttiği gibi av sahneleri, Persler’in Anadolu’yu ele geçirmesinden önce de, Anadolu sanatında az da olsa betimlenmiştir. Anadolu Pers dönemi mezar ikonografisinin de, vazgeçilmez bir parçası olmuştur.
IV. SAVAŞ SAHNESİ
Frizler ve steller üzerinde betimlenen savaş sahnelerinin hemen hepsi, atlı süvariler ile yaya askerler arasında geçmektedir.
Nereidler Anıtı’nda(Res.13), Persliler ile Yunanlılar arasındaki bir savaş tasvir edilmiştir. Bu savaşlarda at üzerinde betimlenen süvariler, Pers giysileri ile verilirken, yaya askerlerin Yunan saffında savaştığı gözlemlenmektedir. Pers giysili süvariler, yaya askerlere devamlı bir üstünlük halindedir. Betimleme alanı uzun olan sahnelerde, mezar sahibinin de içerisinde yer aldığı ordunun, düşmanı mağlup etmesi, aynı zamanda mezar sahibini kahramanlaştırırken, dar bir alana sahip stellerde yalnızca mezar sahibi ile hasmı betimlenir. Manisa 3389 Steli’nde bu daha da daraltılarak, saldırı halindeki mezar sahibi yalnız verilmiştir (Res.11 ).
Nereidler Anıtı’nda ve Trysa Heroonu’nda karşılaşılan şehir kuşatması, Kıta Hellas’ta bulunmamakla birlikte, en yakın örnekleri Assur saray kabartmalarında yer almaktadır. Nereidler Anıtı’ndaki savaş gibi Payava Lahti’ndeki(Res.14) savaşında belli bir savaşı ele aldığı düşünülmektedir. Zira Payava Lahti’ndeki savaşın yapıldığı kayalık mekan, Autophradates kabartmasındaki manzaraya benzer ve yine Payava Lahti’nde Autophradates adının zikredilmesi bunu daha ciddi bir boyuta taşır. Bu, Autophradates’in kazanmış olduğu bir savaş ile ilgili olmalıdır. Burada işlenen konunun, tarihsel olarak yaşanmışlığı ve mekansal olarak yansılanışı, esere gerçek anlamda tarihsel bir vesika olma özelliği kazandırmaktadır.
Anadolu Pers ikonografisinde yer alan savaş sahneleri, daha öncede Anadolu ve Hellas ikonografisinde yer almaktaydı. Arkaik dönemden başlayarak, mezar stellerinde ölen kişi bir savaşçı olarak betimlenmektedir. Ayrıca Klazomenai Lahitleri’nde de bu konuyla karşılaşılır.
V. HUZURA KABUL SAHNESİ
Persepolis Sarayı’nda birçok yerde betimlenmiş olan huzura kabul sahnesi, bu anlatımın Pers saray ikonografisinde önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir. Bu saray betimlemesinde yer alan huzura kabul sahnesi, Persepolis dışında İskender Lahti’nde ve Daskyleion mühürlerinde de yer almaktadır.
Diğer huzura kabul sahneleri ise Anadolu’da özellikle Likya’da ele geçmiştir. Bunlar, Kızılbel Tümülüsü(Res.15), Harpy Anıtı, Nereidler Anıtı (Res.16), Payava Lahti (Res.17 ) ve Trysa Heroonu’nda yer almaktadır. Bu seremonilerin belli kurallara uyularak, resmi bir atmosferde gerçekleştiği görülmektedir.
Nereidler Anıtı ve Payava Lahti üzerlerindeki figürlerin tiara giymiş olması, onların Büyük Kral olamayacağını göstermektedir. Kaldı ki, Payava Lahti’ndeki yazıttan bu kişinin Lidya Satrabı Autophradates’i temsil ettiği ortadadır. Satrabın yanındaki iki kişiden ilkinin, diğer bölümlerde de betimlenen şahıs ile yakın benzerliği, onun Payava olabileceğini göstermektedir.
Nereidler Anıtı’nın II. Podyum frizinde ise, kuşatılan şehrin ileri gelenlerinin, olasılıkla Satrap olan Pers giysili kişi tarafından, kabulü söz konusudur.Bu anlatım, Persepolis’teki huzura kabul sahnesinin bir devamı olmalıdır.
Bu noktada, MÖ. 525 tarihine verilen Kızılbel Tümülüsü duvar resminde yer alan huzura kabul sahnesi sıkıntı yaratır. Zira, Persepolis’teki en erken huzura kabul sahneleri olan Hazine Binaları’ndaki betimlemelerden daha erken olduğu görülmektedir. Ancak bu türde kabul sahnelerinin Persler’den önce Asur sanatında yer alması, özellikle Til-Barsib’te ( Tell Ahmar ) ele geçen duvar resimlerindeki kabul sahnelerinin, Persepolis kabul sahneleri ile büyük benzerlik göstermesi, Pers sanatındaki kabul sahnelerinin Asur’dan etkilendiğini açıkça göstermektedir. Bu kesin benzerliğe karşın, Pers kabul sahneleri, Asur kabul sahnelerini birebir kopya etmemiş, özellikle mobilya aksamları açısından, kendine özgü bir form geliştirmiştir. Kline ve taburelerin üzerinde yer alan örtü de Kyrieleis’e göre Pers özelliğidir.
VI. DİNSEL TÖREN
Anadolu Pers dönemi eserlerinden yalnız üç eser üzerinde gerçek anlamda Pers dinsel törenleri betimlenmektedir. Bunlardan ikisi Daskyleion’da, diğeri ise Bünyan’da ele geçmiştir. Tiara, kandys, sarapis ve anaksyrides gibi magoslar tarafından giyilen Med giysileri, Akhamenid döneminde Pers soyluları tarafından da kullanılmıştır. Şekil yönünden faklılık taşımayan bu giysiyi giyenlerin sınıfları ve görevleri taşıdığı farklı renkler ile ayırt edilebilmektedir. Örneğin, magoslar sade görünüm kazandıran beyaz renkli giysiler giyerken, komutanlar kırmızı veya mor renkli giysileri ile çok daha gösterişli ve dikkat çekicidir. Bu bağlamda 5391 no’lu(Res.17) kabartmadaki figür barsmanı sağ elinde tutması ile farklılık arz ederken, kandysünüm kırmızı olması onun bir magos değil, bir Pers soylusu olduğunu vurguluyor olmalıdır.
2361 no’lu(Res.18) kabartmadaki figürlerin renkleri korunmamış olmasına karşın, ellerinde tuttukları bodur sopalarla kurbanı gerçekleştirdikleri ve yukarıya kaldırdıkları sağ elleri ile ilahi bir yakarış içinde oldukları belli olan bu figürlerin, baba-oğul magoslar oldukları düşünülebilir. 5391 ve 2361 no’lu kabartmalardaki figürler bir yapının önünde, olasılıkla kurban törenini gerçekleştirmektedirler.
Nereidler Anıtı’nın cella frizinde(Res.19) ise kurban törenini yürüten figürler, Pers giysileri yerine, himationu tercih etmişlerdir. Frizde, altarın sol tarafında duran figür, sağ elindeki kase ile libasyon yapmaktadır. Sağ taraftan bir boğa ile iki keçi getiren, iki omuzu açıkta bırakan giysisi ile bir rahibi temsil ediyor olmalıdır. Bu sahne 2361 no’lu kabartma ile benzerlik göstermemektedir. Fakat antik kaynaklardan Perslerin, tanrılara, ateşe, suya ve ölen kişilere kurban töreni düzenlediklerini ve bu törenlerin her birinin, kendine özgü kuralları olduğunu öğrenmekteyiz. Kappadokia Ateş Altarı üzerinde betimlenen Pers soylusu da sağ elinde barsman tutarken, sol elinde bir libasyon kabı tutmaktadır.
2361 no’lu kabartmada, kurban edilen hayvanların başları, dörtgen bir nesnenin üzerinde durmaktadır. Bu ince çubuklarla detaylandırılan dörtgen, kutsal ateşin yanmasını sağlayan ve daha sonra etlerin üzerine konduğu, mersin ve defne dallarından oluşan yığını simgeliyor olmalıdır. Bunun benzeri Ravansar’da ele geçmiştir. Calmeyer bu iki sahnenin ışığında, mezar önünde dinsel törenin yapıldığını düşünmektedir.
Ravansar kaya mezarında, seremoni gerçek mezar kapısında yapılmasına karşın, 5391 ve 2361 no’lu kabartmalarda sahne, bir kapı tasvirinin önünde betimlenmiştir. Akhamenid dönemine ait, Uşak-Güre’de açılan Aktepe Tümülüsü’nün ön cephesi, bu kabartmalardaki yapı ile ilginç bir benzerlik göstermektedir. Bu benzerlik, önünde törenlerin gerçekleştirildiği bu yapının bir mezar yapısı olduğunu düşündürmektedir. Gerçekten de, Arrianos’un ( Anabasis VI. 29.7 ) da aktardığı gibi, Akhamenid döneminde mezar yapıları önünde, kurban törenlerinin yapıldığı bilinmektedir. Kyros’un mezarında her gün bir koyun ve ayda bir at kurban ediliyordu.
Bu veriler ışığında, 5391 ve 2361 no’lu kabartmalarda, bir mezar önünde dinsel tören betimlenirken, Kappadokia Ateş Altarı üzerinde, yine dinsel bir törenin özetlenmiş haliyle karşılaşılmaktadır. Neridler Anıtı cella frizinde ise, bu kez uzun tutulan bir kurban sahnesi sözkonusudur. Bir ateş altarı önünde gerçekleştirilen törende, hayvan kurbanlarının yanı sıra, libasyonda yapılmaktadır. Bu dinsel sahneler, antik kaynaklardan edinilen bilgiler doğrultusunda, Pers geleneklerini yansıtmaktadır.
Özellikle, Akhamenid dönemi mezar stelleri incelendiğinde görülmektedir ki, form ve stil açısından Anadolu yerel kültürlerinin etkisi altında olan bu eserler, belli oranlarda Pers üslubunu da içerisinde barındırmakta ve bu haliyle Anadolu Pers Sanatı tanımını hak etmektedir. Ancak burada bilhassa üzerinde durulması gereken konu, bu eserlerin, iki yüz yıl boyunca Anadolu’ya hakim olmuş bir kültürün izlerini yeterince yansıtıp, yansıtmadığıdır. Steller, kabartma blokları ve mimarlıkla ilgili eserler daha çok Daskyleion ve Sardes gibi satraplık merkezlerinde ve yerel idari merkez konumundaki Xanthos’ta ele geçmiştir. Bu eserler , Anadolu sanatı ile Pers sanatının bir harmanlanması şeklindedir. Ancak ağırlık burada Anadolu’ya kaymaktadır. Bir çok betimleme üzerinde karşımıza çıkan durum, salt mezar sahibinin kendisini bir Persli gibi göstermesidir. Bu durum, mezar sahibi ister Persli olsun ister yerli olsun, tamamen politik bir durumu, yani idareye olan bağlılığı vurgulamaya yöneliktir. Bununla birlikte Persler’in Anadolu’yu istilasından öncede Anadolu ikonografisinde görülen av, savaş ve ziyafet sahneleri, Pers yaşam anlayışı ile bağlantılı olduğu için artarak devam etmiştir. Ekphora sahnelerine ise Pers mezar ikonografisinde rastlanmaz ve bu, at ve araba gömüleri göz önüne alındığında tamamen bir Frig etkisine işaret etmektedir. Mezar stellerinde de tercih edilen form Propontis kaynaklıdır. Tümülüs, heroon ve dikmeler gibi anıtsal mezar mimarisi de tamamen Frig ve Likya kökenlidir.
ANADOLU VE MEZOPOTAMYA MEDENİYETLERİ
ANADOLU MEDENİYETLERİ
HİTİTLER:
*Hititler M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu'ya gelerek Kızılırmak kıvrımı çevresine yerleştiler. Başkentleri Hattuşaş (Boğazköy)'dır.
*Hitit devleti ilk devirlerde birçok feodal beylikten oluşuyordu.Daha sonra merkezden gönderilen valiler sayesinde merkezi otorite sağlandı.
*Devletin başında büyük kral unvanlı bir hükümdar bulunurdu.Kral aynı zamanda başrahip, başkomutan ve baş yargıçtı.
*Hititlerde krala danışmanlık görevi yapan ve soylulardan oluşan Pankuş Meclisi vardı.Bu meclis kralın görevlerini denetler.ve devlet işleri burada görüşülerek karara bağlanırdı.Pankuş Meclisi tarihte bilinen ilk meclistir.
*Kralın eşine Tavananna denirdi.Pankuş Meclisi ve Tavananna devlet yönetiminde etkiliydi.hititlerde çok tanrılı inancı vardı.tanrı sayısının fazla olmasından dolayı ülkeye Bin Tanrılı İli denirdi.
*Hititler tanrılarına hesap vermek amacıyla Anal adı verilen günlükler yazarlar.Ve ilk tarih yazıcılığı başlar.
*Çivi yazısı ile hiyeroglif yazısını (resim yazısı)nı kullandılar.
*Hititler Suriye'ye hakim olmak için M.Ö 1296 yılında Mısırlılarla savaştılar.16 yıl süren savaşlardan sonra Hititler ve mısırlılar arasında M.Ö 1280 yılında Kadeş Antlaşması yapıldı.
*Hitit devleti M.Ö 1200 yılında Anadolu'ya gelen Frigler'in saldırılarıyla yıkıldı.
Frigler
*M.Ö. 1200 yılında Sakarya Irmağı çevresinde kuruldu.
*Başkentleri Gordion'dur
*Ekonomileri tarım ve hayvancılığa dayanıyordu.bu sebeple tarım ve hayvancılığı korumak amacıyla çeşitli önlemler aldılar.
*Friglerde saban kırmanın, öküz öldürmenin cezası ölümdü.
*Krallarına Midas adı verilirdi.En önemli tanrıçaları Kibele idi.Tanrılarının ilkbaharda doğduğuna, son baharda öldüğüne inanırlardı.
*Friglerde kuyumculuk kaya mimarisi ve kaya işlemeciliği, tahta işçiliği, halı ve kilim dokumacılığı gelişmiştir
*Frigler M.Ö. 676'da Kimmerler tarafından yıkılmıştır.
Lidyalılar
*Batı Anadolu'da Gediz ve Menderes Irmakları arasında kalan verimli topraklar üzerine kuruldu.
*Başkentleri Sard'dır.
*M.Ö 700-300 yılları arasında kurulmuşlardır.
*Krallarına Giges adı verilirdi.
*Lidyalıların ekonomilerinin temeli ticarete dayanırdı.M.Ö 700 yılında parayı icat ederek ticaretteki takas usulünü kaldırdılar.
*Düzenli ve sürekli bir orduları yoktu.ülkelerini paralı askerlerle korurlardı.Bu yüzden ülkeleri çabuk yıkıldı.
*İzmir'den mezpotamyadaki bir şehir olan Ninova'ya kadar uzanan Kral Yolu'nu inşa ettiler
*M.Ö 547 yılında Persler tarafından yıkıldılar.
Urartular
*Urartular M.Ö 900 yılında Van Gölü ve çevresinde kuruldu.
*Başkentleri Tuşpa'dır.
*Anadou'da ilk defa federal bir devlet kurdular.
*Mimari alanda çok geliştiler.yaptıkları kaleler, tapınaklar, mezarlar ve tarımı geliştirmek için açtıkları su kanalları günümüze kadar ulaşmıştır.
*Urartular tanrılı dini inanca sahiptiler ve ölümden sonraki hayata inandıkları için mezarlarını kayalardan oyarak oda şeklinde yaptılar ve ölülerini günlük eşyalarıyla gömdüler.
*M.Ö 600 yılında İran'dan gelen Medler tarafından yıkıldılar.
İyonlar
*M.Ö 1200 yıllarında Yunanistan'dan gelen Akalar ve yerli halk tarafından Foça ve Büyük Menderes ırmakları arasında kuruldu.
*İyonlar şehir devletleri halinde yaşadılar.Bu nedenle siyasi bütünlük sağlanamadı.Şehir devletlerine Polis adı verilirdi.Bu şehir devletlerinin en önemlileri Efes, Milet ve Foça'dır.
*Merkeziyetçi bir yönetim anlayışının olmaması İyonlarda demokratik bir yönetim anlayışının ortaya çıkmasında etkili oldu.Bu durum İyonlarda hür düşünce ortamının gelişmesini sağladı, bilim ve felsefe alanında ilerlemelerinde ortam hazırladı.Pozitif bilimler alanında Tales, Pisagor, Hipokrat ve Heredot gibi dünyaca ünlü bilim adamları yetiştirdi.
*Mısır takvimini ve Fenike alfabesini kullanarak geliştirdiler.
*İyonlar, Akdeniz ve Karadeniz'de ticaret kolonileri kurdular.
*İyonların, Ön Asya'da gelen ticret yollarının kesişme noktasında bulunmaları kültürel etkileşim ve bilimsel faaliyetlerin gelişmesine sebep oldu.
*İyonyalılar, çok tanrılı dini inanca sahiptiler.Tanrılarının insan şeklinde heykellerini yaptılar.
*İyonlar,mimaride İyon Nizamı adı verilen bir tarz gelştirdiler.Efes'teki Artemis Tapınağı Sisam adasındaki Hera Tapınakları dünyaca ünlü eserleridir.
*M.Ö 650-456 yıllarnda Perslerin, daha sonra Romalıların egemenliğne girdiler.
MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI
Sümerler
*Mezopotamya medeniyetinin temelini oluşturan Sümerler, M.Ö 3500 yıllarında Mezopotamya'da kuruldular.
*Site devletleri halinde yaşadılar.Ur, Urug, Kiş ve Lagaş en önemli şehir devletleriydi.Şehirlerini yöneten kişilere Patesi adı verilirdi.
*M.Ö 3200 yılında çivi yazısını buldular.
*Sümerlerde Kral Urgakina'nın yaptığı kanunlar dünyada bilinen ilk yazılı kurallardır.
*Sümerler bilimsel gelişmelerin temelini attılar.İlk defa ay yılına dayanan takvimi yaptılar ve güneş saatini buldular.
*Çok tanrılı dini inanca sahiptiler ve her sitenin kendine ait bir tanrısı vardı.Tapınaklarına Ziggurat adı verilirdi.bu tapınaklar aynı zamanda rasathane işlevide görürdü.Bu sayede astronomide ilerlediler.
*M.Ö 2350 yılında Akadlar tarafından yıkıldılar.
Babiller
*Mezopotamyada kuruldu.
*Başkenti Babil'dir.
*Devletin en güçlü olduğu dönem Kral Hammurabi dönemidir.Babil Kralı Hammurabi Mezopotamya'da en gelişmiş ve en ileri düzeyde olan kanunlar yaptı.Hammurabi kuralları tarihte bilinen ilk anayasadır.
*Babil Devleti M.Ö 6. yüzyılda Persler tarafından yıkıldı.
Asurlar
*Yukarı Mezopotamya'da hüküm sürdüler.
*Anadolu'da ticaret yapan Asurlular çivi yazısınıburaya getirdiler.Böylece Anadolu'da tarih çağlarını başlattılar.
*Kayseri (Kültepe)'de Asurlulara ait çivi yazısıyla yazlmış ticari tabletler bulundu.
*Asurlular Sümerlere ait kanunları geliştirerek daha sert bir biçimde günlük hayata geçirdiler.
*M.Ö 612 yılında Persler tarafından yıkıldılar.
HİTİTLER:
*Hititler M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu'ya gelerek Kızılırmak kıvrımı çevresine yerleştiler. Başkentleri Hattuşaş (Boğazköy)'dır.
*Hitit devleti ilk devirlerde birçok feodal beylikten oluşuyordu.Daha sonra merkezden gönderilen valiler sayesinde merkezi otorite sağlandı.
*Devletin başında büyük kral unvanlı bir hükümdar bulunurdu.Kral aynı zamanda başrahip, başkomutan ve baş yargıçtı.
*Hititlerde krala danışmanlık görevi yapan ve soylulardan oluşan Pankuş Meclisi vardı.Bu meclis kralın görevlerini denetler.ve devlet işleri burada görüşülerek karara bağlanırdı.Pankuş Meclisi tarihte bilinen ilk meclistir.
*Kralın eşine Tavananna denirdi.Pankuş Meclisi ve Tavananna devlet yönetiminde etkiliydi.hititlerde çok tanrılı inancı vardı.tanrı sayısının fazla olmasından dolayı ülkeye Bin Tanrılı İli denirdi.
*Hititler tanrılarına hesap vermek amacıyla Anal adı verilen günlükler yazarlar.Ve ilk tarih yazıcılığı başlar.
*Çivi yazısı ile hiyeroglif yazısını (resim yazısı)nı kullandılar.
*Hititler Suriye'ye hakim olmak için M.Ö 1296 yılında Mısırlılarla savaştılar.16 yıl süren savaşlardan sonra Hititler ve mısırlılar arasında M.Ö 1280 yılında Kadeş Antlaşması yapıldı.
*Hitit devleti M.Ö 1200 yılında Anadolu'ya gelen Frigler'in saldırılarıyla yıkıldı.
Frigler
*M.Ö. 1200 yılında Sakarya Irmağı çevresinde kuruldu.
*Başkentleri Gordion'dur
*Ekonomileri tarım ve hayvancılığa dayanıyordu.bu sebeple tarım ve hayvancılığı korumak amacıyla çeşitli önlemler aldılar.
*Friglerde saban kırmanın, öküz öldürmenin cezası ölümdü.
*Krallarına Midas adı verilirdi.En önemli tanrıçaları Kibele idi.Tanrılarının ilkbaharda doğduğuna, son baharda öldüğüne inanırlardı.
*Friglerde kuyumculuk kaya mimarisi ve kaya işlemeciliği, tahta işçiliği, halı ve kilim dokumacılığı gelişmiştir
*Frigler M.Ö. 676'da Kimmerler tarafından yıkılmıştır.
Lidyalılar
*Batı Anadolu'da Gediz ve Menderes Irmakları arasında kalan verimli topraklar üzerine kuruldu.
*Başkentleri Sard'dır.
*M.Ö 700-300 yılları arasında kurulmuşlardır.
*Krallarına Giges adı verilirdi.
*Lidyalıların ekonomilerinin temeli ticarete dayanırdı.M.Ö 700 yılında parayı icat ederek ticaretteki takas usulünü kaldırdılar.
*Düzenli ve sürekli bir orduları yoktu.ülkelerini paralı askerlerle korurlardı.Bu yüzden ülkeleri çabuk yıkıldı.
*İzmir'den mezpotamyadaki bir şehir olan Ninova'ya kadar uzanan Kral Yolu'nu inşa ettiler
*M.Ö 547 yılında Persler tarafından yıkıldılar.
Urartular
*Urartular M.Ö 900 yılında Van Gölü ve çevresinde kuruldu.
*Başkentleri Tuşpa'dır.
*Anadou'da ilk defa federal bir devlet kurdular.
*Mimari alanda çok geliştiler.yaptıkları kaleler, tapınaklar, mezarlar ve tarımı geliştirmek için açtıkları su kanalları günümüze kadar ulaşmıştır.
*Urartular tanrılı dini inanca sahiptiler ve ölümden sonraki hayata inandıkları için mezarlarını kayalardan oyarak oda şeklinde yaptılar ve ölülerini günlük eşyalarıyla gömdüler.
*M.Ö 600 yılında İran'dan gelen Medler tarafından yıkıldılar.
İyonlar
*M.Ö 1200 yıllarında Yunanistan'dan gelen Akalar ve yerli halk tarafından Foça ve Büyük Menderes ırmakları arasında kuruldu.
*İyonlar şehir devletleri halinde yaşadılar.Bu nedenle siyasi bütünlük sağlanamadı.Şehir devletlerine Polis adı verilirdi.Bu şehir devletlerinin en önemlileri Efes, Milet ve Foça'dır.
*Merkeziyetçi bir yönetim anlayışının olmaması İyonlarda demokratik bir yönetim anlayışının ortaya çıkmasında etkili oldu.Bu durum İyonlarda hür düşünce ortamının gelişmesini sağladı, bilim ve felsefe alanında ilerlemelerinde ortam hazırladı.Pozitif bilimler alanında Tales, Pisagor, Hipokrat ve Heredot gibi dünyaca ünlü bilim adamları yetiştirdi.
*Mısır takvimini ve Fenike alfabesini kullanarak geliştirdiler.
*İyonlar, Akdeniz ve Karadeniz'de ticaret kolonileri kurdular.
*İyonların, Ön Asya'da gelen ticret yollarının kesişme noktasında bulunmaları kültürel etkileşim ve bilimsel faaliyetlerin gelişmesine sebep oldu.
*İyonyalılar, çok tanrılı dini inanca sahiptiler.Tanrılarının insan şeklinde heykellerini yaptılar.
*İyonlar,mimaride İyon Nizamı adı verilen bir tarz gelştirdiler.Efes'teki Artemis Tapınağı Sisam adasındaki Hera Tapınakları dünyaca ünlü eserleridir.
*M.Ö 650-456 yıllarnda Perslerin, daha sonra Romalıların egemenliğne girdiler.
MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI
Sümerler
*Mezopotamya medeniyetinin temelini oluşturan Sümerler, M.Ö 3500 yıllarında Mezopotamya'da kuruldular.
*Site devletleri halinde yaşadılar.Ur, Urug, Kiş ve Lagaş en önemli şehir devletleriydi.Şehirlerini yöneten kişilere Patesi adı verilirdi.
*M.Ö 3200 yılında çivi yazısını buldular.
*Sümerlerde Kral Urgakina'nın yaptığı kanunlar dünyada bilinen ilk yazılı kurallardır.
*Sümerler bilimsel gelişmelerin temelini attılar.İlk defa ay yılına dayanan takvimi yaptılar ve güneş saatini buldular.
*Çok tanrılı dini inanca sahiptiler ve her sitenin kendine ait bir tanrısı vardı.Tapınaklarına Ziggurat adı verilirdi.bu tapınaklar aynı zamanda rasathane işlevide görürdü.Bu sayede astronomide ilerlediler.
*M.Ö 2350 yılında Akadlar tarafından yıkıldılar.
Babiller
*Mezopotamyada kuruldu.
*Başkenti Babil'dir.
*Devletin en güçlü olduğu dönem Kral Hammurabi dönemidir.Babil Kralı Hammurabi Mezopotamya'da en gelişmiş ve en ileri düzeyde olan kanunlar yaptı.Hammurabi kuralları tarihte bilinen ilk anayasadır.
*Babil Devleti M.Ö 6. yüzyılda Persler tarafından yıkıldı.
Asurlar
*Yukarı Mezopotamya'da hüküm sürdüler.
*Anadolu'da ticaret yapan Asurlular çivi yazısınıburaya getirdiler.Böylece Anadolu'da tarih çağlarını başlattılar.
*Kayseri (Kültepe)'de Asurlulara ait çivi yazısıyla yazlmış ticari tabletler bulundu.
*Asurlular Sümerlere ait kanunları geliştirerek daha sert bir biçimde günlük hayata geçirdiler.
*M.Ö 612 yılında Persler tarafından yıkıldılar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










